25 Ocak 2009

004 Kurumsal(!)

"İstikrarsız, gevşek bir şekilde örgütlenmiş veya dar teknik faaliyetlerden, düzenli istikrarlı topluma entegre olan kalıpların ortaya çıkması" düşüncesi kurumsallık olarak (tanımlardan biri) tanımlanıyor. Tasarımcı olduğum için ben özetle şekilcilik diyebilirim, kimse alınmasın.

Tarihi yanlış hatırlamıyorsam M.Ö. 4000 yılında Akad'ların ilk düzenli orduyu kurması dünya tarihi açısından önemlidir. Çünkü takip eden zamanda o ordunun görünümünün, haberleşme teknolojilerinin ve tabi silahlarının düşman üzerindeki psikolojik etkisi hızla kavranmış bir çok şey üniformadan, başlığa, renkten marşına kadar tasarlanmıştı. Ordulardan örnek veriyorum çünkü aynı zamanda devletlerinin ekonomik güçleriydiler. Ganimet, toprak ve esirler de bu gücü besliyordu.

Hitler Almanya’sının bildiğimiz o kurumsal cizgisinin bizzat Hitler tarafından daha bir onbaşıyken tasarladığını bilmem söylemeye gerek var mı? Tasarımlar birçok yazıya konu olmuş ve hatta okuduklarımdan birinde, “gelmiş geçmiş en doğru tasarlanmış kurumsal iş” olarak tarif edilmişti. Asker miğferlerinin biçimine kadar düşünülmüş olması gibi... Bunu yanı sıra Roma’dan esinlenilmiş, çubuğunun üzerinde kartal figürlü flamaları eklenebilir. Ya da hindulardan alındığı bilinen "mutluluk getiren" anlamını taşıyan Swastika’yı (Gamalı Haç) da ekleyebiliriz.

Artık orduların yerini şirketler aldı ve gücü onlar temsil ediyorlar. Kurulu bir düzen var ve adına da “sistem” diyoruz. Bizlerde 6 bin yıllık bir hafızaya hizmet etmek üzere bu sistemin içerisindeyiz. Koca bir geleneğe birşeyler tasarlıyoruz, şekil yapıyoruz, logo, broşür, kartvizit, poster... Renkler belirliyoruz. Kurallar koyuyoruz. Bir Frankenstein yaratıyoruz.

Ne gariptir ki müşterimle kırmızı üzerinden kavga eder oldum. Öbürünün kırmızısına benziyor olabileceği kaygısı yüzünden! İki telefon operatörünün, “kırmızı benim rengim!” polemiğine girdiklerini de hatırlıyorum da gerçekten anlamsızlıklar içinde kürek çekmek boşuna bir enerji kaybı.

Bugün global ortaklı bir şirkete sunuma gittiğinizde karşınızda gerçekten kurumsallaşmış yapı olduğunu bilirsiniz. Hazırladığınız işlere, 10 ayrı bölüm şefinin, 10 bağımsız yaklaşımda bulunması çeşit açısından umut verici olsa da şekil açısından yerlerde sürünür. Çalışmanız birinin içine sinmezken, diğeri tarafından beğenilir, biri hiç anlamadığı halde yazı karakterine karışır, beri ki daha da dinamik olsun der... Ben global bir şirkete sunuma gelmemiş miydim? Hani herkesçe bilinen. Ne bu hal? diye sorabilir, Ne oluyor yahu? diyebilirsiniz. Ben diyorum açıkçası. Karşımda bütün kurumsallığıyla durması gereken kocaman şirket aslında 10 tane küçük insanın idaresindeymiş. Profesyonellikten bahsediyorlar ama bunu egolarıyla karıştırdıklarını ne yazık ki farketmiyorlar. Ardından bize muhattap olarak belirledikleri ve 20 yaşa sabitlenmiş hoş kızlar sürüsünü her sene eğitmeye çalışmak, kurumsallık adına salaklıklarını hoş görmek, profesyonelligi işgüzarlıkla karıştırmalarını, “para kazanıyoruz şurda” çiğliyle yutmak kurumsallık olarak algılanabilir mi?

Kurumsallık, kırmızı ceket giymekle, logonu hep aynı kullanarak, ofiste orayı burayı kırmızıya boyayarak ve hatta üstlerine reçete cümleler yazmakla (başarıya odaklı ol, başar! gibi) kurumsal olunmuyor ne yazık ki. Zaten olmayın da... Bi gün Akbank’ı yeşilli görücez inanıyorum... Kavga etmeyi bırakmış Vodafone ve Avea, aralarına Turkcell’i de alıp “al birazda kırmızı sen giy” diyecekler. Turkcell lacivertini McDonald’s verecek... Bunlar hayatta olmaz derseniz yaratıcı olmadığınızı düşünürüm... Tavsiyem o ki kurumsallığa inanmayın. Çünkü o mesele 6000 yıl önce güzeldi. İnanın... Çok daha rahat edersiniz...

1 yorum:

Ferah Perker dedi ki...

Eline sağlık, yazmaya üşenmediğin için yüreğine sağlık.

Okurken benim de yüreğimi serinletti yazdıkların.

 
[Valid Atom 1.0] google-site-verification: googlee593ef71434b68c6.html